Bulanık bir suyun önünde duruyorum.. Ama burası Simerenya.. Ve burada sular bulanık olmamalı.. Burada mavi suların aydınlığında, gümüş sikkeler oynaşmalı biliyorum.. Buna rağmen bulanık bu su.. Neden? Yoksa beni takip etmeyi başarabilen , hastalıklı bir akıl oyunu mu sızıvermişti Simerenya'mın sınırından içeri.. Olamaz.. Olmamalıı..
Belki de sadece gözlerimde önceden yankısı kalmış bir görüntü bu.. Aslında belki de, berrak bir suyun önündeyim.. Ama lanet olası hafızama sıkışıp kalan ve bir türlü söküp atamadığım görüntüler Simerenya'mı bile gölgeliyor.. Nisyan ile malul edemediğim hafızamdan bir kez daha nefret ediyordum şimdi.. Unutmak.. Unutmak ..Unutmak istiyorum..
Herşeye rağmen ellerimi bulanık suya daldırıyorum.. Suyun dibinde siyah bir ŞEY.. Evet.. Ne olduğunu bilmiyorum.. Taşa benziyor ama içimden muzipçe "taş olsa çatlar" sözü geçiyor.. Gülümsüyorum.. Taş değil.. Bildiğim , daha önce gördüğüm hiç bir şeye benzemiyor bu ŞEY..
Onu avuçlarımın arasına alıyorum.. Yüzeyindeki yosuna benzer pislikleri , usulca temizliyorum.. İncitmeden, örselemeden.. Temizledikçe parlıyor.. Parladıkça gülümsüyorum.. Parlak siyah yüzeyinde yüzümü görüyorum.. Gülümseyişimi.. Gülümseyişimi seviyorum bu defa.. Sonra onu alıp kimseye göstermeden yavaşça öpüyorum..
Sen diyorum.. Sen artık benim sırdaşım , yoldaşım olacaksın diyorum.. "Hadi bakalım, öyle olsun" diyor belli belirsiz..
Bulanık suyun başından kalkıp, yıldızların yanındaki buluta uzanıveriyorum.. Şiyah ŞEYi de yanıma yatırıyorum.. Bütün gece ben anlatıyorum.. O dinliyor.. O dinliyor ben anlatıyorum.. Simerenya'ya yağmur yağdırıyorum..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
seni buraya getiren sebep, belki de beni burada bekleten sebeptir.